“Yasak neyi bastırırsa, bilinçdışı onu arzulamaya başlar.”
İnsan psikolojisi düz bir yol değildir. Arzularımızla kurallar arasında gidip gelen, bastıran ama aynı anda isteyen bir zihinsel yapıya sahibiz. Psikanalitik kuramın en çok ilgilendiği alanlardan biri de bu ikili yapı: yasak ve arzu.
Bu yazıda, neden yasak olanın bu kadar çekici hale geldiğini, arzu ile yasa arasındaki o görünmez ama derin gerilimi psikanalitik mercekten inceliyoruz.
Freud’a Göre: Arzu Bastırılır, Ama Kaybolmaz
Freud’a göre insan davranışlarının büyük kısmı bilinçdışı süreçlerle yönlendirilir. Özellikle çocuklukta bastırılan arzular, yetişkinlikte farklı şekillerde geri döner.
Toplumsal kurallar, ahlaki normlar, ailevi yasaklar... Bunlar arzuya sınırlar çizer. Fakat bastırılan arzu ortadan kalkmaz; sadece başka bir biçime bürünür.
Örneğin:
• Bastırılan cinsellik rüyalarda, esprilerde ya da sanat yoluyla ifade bulabilir.
• Yasaklanan öfke, pasif agresif davranışlarla sızabilir.
• Engellenen dürtüler, sapkın yollarla geri dönebilir.
Yasa Neyi Yasaklıyorsa, Zihin Onu Arzulamaya Başlar
Yasa, sınır koyar. Ama psikanalitik bakış açısına göre, yasa aynı zamanda arzu üretir.
Bir şeyin “yasak” olduğunu öğrenen zihin, onun etrafında dolanır. Çünkü yasakla birlikte gelen şey, yasaklanan şeye dair bir anlam, bir değer yüklenmesidir.
“Olmaması gereken şey neden bu kadar çekici?”
Çünkü ulaşılmaz olan arzu nesnesine dönüşür.
Lacan: Arzu, Yasanın Gölgesinde Var Olur
Jacques Lacan, arzunun doğasını açıklarken şöyle der:
“Arzu, Öteki’nin arzusudur.”
Yani birey, kendi arzusunu değil, Öteki’nin (toplumun, ebeveynin, otoritenin) bakışına göre şekillenen bir arzunun peşindedir.
Lacan’a göre yasa, hem arzunun önünü keser hem de onu şekillendirir.
Özne, yasa sayesinde neyi isteyip neyi isteyemeyeceğini öğrenir. Ama bu öğrenme, aynı zamanda öznenin kendilik duygusunu da kurar.
Çelişki, Bastırma ve Tekrar Döngüsü
Birey, bir yandan yasayı içselleştirirken (süperego), diğer yandan bastırılan arzularla baş başa kalır. Bu gerilim:
• Suçluluk duygusuna,
• Öz sabotaja,
• Takıntılı davranışlara,
• Arzu ile eylem arasında gelgitlere neden olabilir.
Ve bu çatışma yalnızca bireysel değil; toplumsal olarak da sıkça karşımıza çıkar. Kültürler, yasak koydukları şeyleri aynı zamanda fetişleştirirler. Yani hem bastırır hem yüceltirler.
Sanat, Mizah ve Fantezi: Arzunun Kaçış Alanları
Yasak, arzuyu kışkırtır. Arzu ise kendine ifade alanı bulmak ister.
Sanat, edebiyat, sinema, hatta rüyalar ve fanteziler… Tümü bu arzu-yasa geriliminin boşaldığı alanlardır.
Bir bakıma:
• Mizah: bastırılmış düşüncenin giydirilmiş hali,
• Sanat: arzuya sembolik bir alan,
• Rüya: yasaktan arınmış bir arzu sahnesidir.
Arzuya Ne Olur? Bastırılır mı, Tanınır mı?
Psikanaliz, arzunun bastırılmasını değil, anlaşılmasını hedefler.
“İstediğim şeyi neden istiyorum?”
“Bu istek bana mı ait, yoksa içselleştirilmiş bir beklenti mi?”
Bu sorularla birlikte kişi, yasayla kurduğu ilişkiyi sorgulamaya başlar. Çünkü bazı yasalar gerçekten gerekliyken, bazıları yalnızca içselleştirilmiş korkuların ürünüdür.
Sonuç: Yasak Arzuyu Doğurur, Arzu Yasa ile Büyür
Yasa ve arzu arasında bitmek bilmeyen bir gerilim vardır. Biri diğerini bastırırken, diğeri içten içe büyür.
Ama psikanaliz der ki: Bu gerilimle savaşmak yerine, onu anlamaya çalış.
Çünkü bastırılan her şey, bir gün başka bir biçimde geri döner.
Ve belki de yasak olanı bu kadar istememizin nedeni, o arzunun içinde kendi özgürlüğümüzü aramamızdır.