“Kadın arzusu susturulmadı; yalnızca başka dillerde konuşmayı öğrendi.”
Kadınlık, tarih boyunca toplumsal kuralların, ahlaki normların ve kültürel kodların kesişim noktasında şekillendi. Ama tüm bu yapıların altında bastırılmış, şekil değiştirmiş ve zaman zaman yok sayılmış bir gerçeklik var: Kadın arzusu.
Bu yazıda psikanalitik bir bakışla kadınlığın bastırılmış yönlerini, arzunun nasıl şekil değiştirdiğini ve bu bastırılmış olanın nasıl geri döndüğünü konuşacağız.
Bastırılan Geri Döner: Freud ve Kadın Arzusu
Freud için kadınlık hep bir muamma olmuştur. “Kadın ne ister?” sorusu, onun kuramında yanıtlanmamış olarak kalır.
Ancak bu soru bile bize çok şey anlatır:
Kadının arzusu, bastırılmış, gölgede kalmış, temsil edilmeyen bir arzu olmuştur.
Toplumun, ailenin, dinin ya da geleneğin belirlediği kadın imgesi; itaatkâr, edilgen, suskun ve “istekten arınmış” bir figür yaratır. Bu da kadınların arzularını:
• Bastırmasına, dile getirememesine ya da arzunun yerini başkalarının arzularıyla doldurmasına neden olur.
Ama psikanalitik olarak bastırılan her şey bir gün başka bir biçimde geri döner. Rüyada, sanatta, bedende, krizlerde ya da ilişkilerde...
Lacan: Kadın Arzusu Temsil Edilemez mi?
Lacan’a göre kadın, fallus merkezli (erkek arzu merkezli) düzenin dışında konumlanır.
Kadın, toplumsal düzenin “Öteki”sidir. Ve bu nedenle kadın arzusu, klasik yapılar içinde temsil edilemez.
“Kadın yoktur,” der Lacan bu, biyolojik anlamda değil; kadının özne olarak tanınmamasına dair bir söylemdir.
Kadının arzusu, dilde yer bulamaz. Çünkü arzu, erk merkezli bir dilin sınırları içinde ifade edilmesi yasak olan bir şeydir.
Ama kadınlar arzularını ifade etmeyi bırakmaz; sadece o dilin dışında, daha dolaylı yollarla konuşurlar:
• Rüyalarla
• Bedenle
• İroniyle
• Sanatla
• Sessizlikle
Aynada Bakılmayan Kadın
Kadınların kendi arzularını tanıyabilmesi için önce kendilerine bir ayna tutulması gerekir.
Ama çoğu zaman kadın, kendi aynasını değil; başkasının bakışını görür:
• Toplumun bakışı
• Erkeğin arzusu
• Annenin beklentisi
• Dinin kuralı
Bütün bunların arasında kendi ne istediğini, neyi istemediğini ayırt edemez hale gelir. Çünkü çocukluktan itibaren kadınlık, başkası için var olma haliyle yoğrulmuştur.
Bu nedenle psikanaliz kadının arzusu için önce şu soruyu sorar:
“Bu arzu gerçekten sana mı ait, yoksa içselleştirdiğin bir başkasına mı?”
Arzunun Dönüşü: Bastırılmış Olan Nasıl Konuşur?
Bastırılan kadın arzusu geri döner ama çoğu zaman:
• Kaygı olarak,
• Somatizasyon (bedensel rahatsızlık) olarak,
• Cinsel isteksizlik ya da aşırılaşma olarak,
• İlişkisel çatışmalar içinde
kendini belli eder.
Arzunun bastırılmış hali, içsel bir bölünme yaratır:
“Bir yanım isterken, bir yanım korkuyor.”
“Bir tarafım hayal ederken, diğer tarafım utanıyor.”
Bu çatışma çözülmediğinde kadın ya kendi arzularını inkâr eder ya da onları kontrol edemediği biçimlerde yaşar.
Sonuç: Kadın Arzusu Susturulamaz
Kadınlık ve arzu, tarih boyunca bastırılmış olabilir. Ama bu, arzunun yok olduğu anlamına gelmez.
Psikanalitik bakış, kadının arzularına kulak vererek, bastırılmış olanı görünür kılar.
Çünkü susan beden, susan zihin ya da susan kadın... aslında hep bir şey anlatıyordur.
Ve bugün artık kadınlar arzularını yalnızca yaşamakla kalmıyor; anlatıyor, yazıyor, sahneye koyuyor, bedenle ifade ediyor.
Yani bastırılmış olan, sessizliğini bozdu.
👉 Şimdi Randevu Alın
https://www.otrapsikoloji.com/iletisim