“Benimle yaşıyorum ama ben kimim, bilmiyorum.”
Zihnimizin içinde bazen bir başkası konuşuyormuş gibi hissederiz.
Kendi sesimizden uzak, sanki dışarıdan gelmiş bir düşünce; tanımadığımız ama bizdenmiş gibi duran bir tepki...
Kendimize yabancılaştığımız bu anlar, sadece kararsızlık ya da kafa karışıklığı değildir.
Bunlar, benliğin parçalanmış halinin sessiz çığlıklarıdır.
Bu yazıda psikanalitik açıdan “içinde biri varmış gibi hissetme”, yani kendine yabancılaşma halini ele alacağız. Çünkü bu his yalnızca bir ruh hali değil; bilinçdışının yapılandırdığı derin bir sahnedir.
🪞 Yabancılaşmak Ne Demektir?
Yabancılaşma, kişinin kendi duygu, düşünce, beden ya da kimliğine karşı mesafe hissi yaşamasıdır.
Sanki:
• Kendi sözlerini başkası söylüyormuş gibi,
• Kararlarını başkası alıyormuş gibi,
• Hayatını dışarıdan izliyormuş gibi...
Bu his bazen anlıktır ama bazen süreğen hale gelir. Kişi “ben” dediği şeye temas edemez.
Ve bu mesafe, zamanla kişinin kendiyle kurduğu bağın bozulduğunu gösterir.
🧠 Freud’a Göre: Bastırılan Benliğin Dönüşü
Freud, bastırılan duyguların ve arzuların yok olmadığını, bilinçdışında biriktiğini ve farklı yollarla geri döndüğünü savunur.
Yabancılaşma da bu dönüşün bir parçası olabilir.
İçinde bastırdığın, inkâr ettiğin, kabullenmediğin parça... bir gün sana yabancı biri gibi geri dönebilir.
Kendi içsel gerçekliğini tanımayan kişi, onunla özdeşleşemez. Ve zamanla şu duygu baş gösterir:
“Bu ben değilim.”
Ama aslında tam da sensin. Sadece inkâr ettiğin parçanla karşılaştın.
🧬 Lacan: Öteki’nin Bakışı ve Benliğin Kurulması
Lacan’a göre özne, kendini “Öteki’nin bakışında” tanır. Yani çocuk, annesinin (ve sonrasında toplumun) gözünde kim olduğunu görerek benliğini inşa eder.
Ancak bu bakışla benlik arasına bir boşluk yerleşir. Çünkü o bakışta her zaman bir eksik vardır.
İşte bu eksiklik, kişinin kendisine ait olmayan bir kimlik duygusunu içselleştirmesine neden olabilir:
• “Ben olduğum kişi değilim; olmam gereken kişiyim.”
• “Beni nasıl görmek istiyorlarsa öyle oldum.”
Bu da zamanla içsel bölünmeye, yani yabancılaşmaya yol açar.
Kendi arzunu değil, Öteki’nin arzusunu yaşamaya başladığında kendine yabancılaşırsın.
🪫 Kendine Yabancılaşmanın İşaretleri
• Rutinleri otomatik yaşamak: Sanki hayat bir otomatik pilottaymış gibi.
• Duygulardan kopmak: Ağlıyorsun ama neden ağladığını bilmiyorsun.
• Kendini dışarıdan izlemek: “Şu an burada olan ben değilim” hissi.
• Başkasının hayatını yaşıyormuş gibi hissetmek.
• Sesin, bedenin, arzun tanıdık gelmiyor.
🪓 Kendinden Kopuşun Kaynağı Ne Olabilir?
• Çocuklukta aşırı kontrol: Sürekli yönlendirilen, kendi kararını veremeyen çocuk, yetişkinlikte “kendi benliği” ile teması kuramaz.
• Travma: Ani, yoğun, işlenmemiş bir yaşantı kişinin benlik sınırlarını sarsabilir.
• Aşırı toplumsal beklenti: “Başarılı olmalısın”, “iyi görünmelisin”, “hatalı olamazsın” gibi dayatmalar özneyi Öteki’nin arzusuna iter.
• Aile içi aynalanma eksikliği: Çocuklukta duygu ve kimliğin yansıtılmaması, kişinin kendi varlığını “görememesine” neden olur.
🔄 Yabancılaşma Ne Zaman Dönüşüme Açılır?
Yabancılaşma bir savunma olabilir ama aynı zamanda bir çağrıdır da.
Psikanalitik süreçte kişi bastırdığı parçaları, unuttuğu arzuları ve bastırılmış benliğini keşfettikçe bu bölünme yavaş yavaş çözülür.
“Ben” dediği şeyi yeniden kurar.
Sahte benlik değil, arzulayan ve hisseden bir benlik kurulur.
✨ Sonuç: İçindeki Biri, Belki de Sensin
İçinde biri var gibi hissettiğinde... belki de o, yıllardır unuttuğun ya da bastırdığın sensindir.
Yabancılaşma, ruhun “beni fark et” çağrısı olabilir.
Ve bazen bu his, dönüşümün ilk adımıdır:
“Artık kendi hayatımı yaşamaya başlamalıyım.”
👉 Şimdi Randevu Alın
https://www.otrapsikoloji.com/iletisim