Bilinçdışında Sadakat: Kendimize En Çok Zarar Veren Alışkanlıkları Neden Sürdürürüz?

OTRA Psikoloji


“Yine aynı hatayı yaptım.”

“Bu sefer farklı olacaktı ama her şey aynı yere geldi.”
“Beni inciteceğini biliyordum ama yine de kaldım…”

Peki neden? Neden bazı insanlar acı vereceği kesin olan ilişkilerde ısrar eder? Neden zararlı davranış kalıplarını, kötü alışkanlıkları, hatta kendine yabancılaştırıcı düşünceleri bırakmakta bu kadar zorlanır?
Belki de sorun, bu tekrarların bizim için sadece alışkanlık değil, bilinçdışı düzeyde bir sadakat biçimi olmasıdır.

1. Freud ve “Tekrar Zorlantısı”

Sigmund Freud, 1920 yılında yazdığı Haz İlkesinin Ötesinde adlı metninde “tekrar zorlantısı” (repetition compulsion) kavramını ortaya attı. Bu kavrama göre insan zihni, geçmişte çözümleyemediği, bastırdığı ya da anlamlandıramadığı deneyimleri yeniden yaşatmak ister.
Amaç, o deneyimi “bu defa farklı sonlandırmak”tır. Ne var ki çoğu zaman bu fark gerçekleşmez — kişi yalnızca eski acıyı yeniden üretir.

2. Sadakat Nereye?

Peki bu tekrar, kime sadakattir?

•    Aileye: “Ben de annem gibi yalnız kalmalıyım.”
•    Çocukluğa: “Sevilmeye layık olmadığım için reddedilmeyi hak ediyorum.”
•    Travmaya: “Başıma geleni unutmamalıyım. Onunla birlikte yaşamam gerek.”

Bu sadakat bilinçli değildir. Kişi kendine bunu bilinçli bir şekilde seçtiğini söylemez. Tam tersine, çoğunlukla bu durumdan şikâyet eder. Ama her seferinde, başka bir yol seçemeden, eski yoldan yürümeye devam eder.

3. Kimliğin Bir Parçası Hâline Gelmiş Acı

Bazen acı veren bir alışkanlık, o kadar uzun süredir bizimle birliktedir ki, onu bırakmak bir tür “kimlik kaybı” hissi yaratır.

Örneğin:

•    Sürekli kendini suçlamak
•    Aşırı fedakârlıkla değer kazanmak
•    Sınır koyamamak
•    İlişkide hep “verici” tarafta olmak

Bu davranışlar kişiyi yorar, acı verir, tükenmesine neden olur. Ama aynı zamanda “ben kimim?” sorusuna da cevap gibi çalışır. Bu yüzden kişi, zararlı olduğunu bilse de o davranışı terk edemez.

4. Acıyla Kurulan Bağ: Bilinçdışı Sadakat

Fransız psikanalist Anne Ancelin Schützenberger, “ata yadigârı travmalar” kavramından söz eder. Kişi, kendi yaşamından değil, ailesinin veya atalarının yaşadığı travmaları tekrar eder. Neden? Çünkü onları unutmamak, unutturulmamak ister.

Bu bir çeşit sadakat sözleşmesidir:

“Senin yaşadıkların boşa gitmesin diye ben de taşıyacağım.”
Bu sözleşme yazılı değildir. Duygularla, bilinçdışı yollarla aktarılır. Ve kişi farkında olmadan acıya bağlanır.

5. Sadakati Bozmak: İyileşmek de Bir İsyandır

İyileşmek, çoğu zaman bir tür “ihanet” hissi yaratır. Çünkü kişi, acı veren geçmişle bağını koparmak zorunda kalır.
Bu noktada terapi, yazı, sanat ya da farkındalık çalışmaları devreye girer. Bunlar kişinin hem içsel bağını hem de geçmişle olan ilişki biçimini yeniden yapılandırmasına olanak tanır.

6. Peki Ne Yapmalı?

İlk adım şu soruyu sormaktır:

“Bu davranışı neden yapıyorum?” değil,
“Bu davranış kimi anımsatıyor? Neye sadakat gösteriyorum?”
Bu sorunun cevabı kolay değildir, ama yönü bellidir: Bilinçdışına dönmek, geçmişe temas etmek ve nihayetinde o sadakati fark ederek yerine öz-sevgiye dayalı bir bağlılık koymak.

Sonuç: Acıya Değil, Kendine Sadık Kalmak

Zararlı bir davranışı sürdürmenin ardında çoğu zaman basit bir “alışkanlık” değil, karmaşık ve duygusal bir bağ vardır. Bu bağ, fark edilmediği sürece çözülmez.
Ve en radikal değişim şurada başlar:
Kendini inciten şeye değil, kendine sadakat göstermeye karar verdiğinde.

Hemen seansa başla!